İçeriğe geç

Artık Mevsimler Değişti

Bugün çok farklı bir konuda yazmak istedim. Elimden geldiğince kısa tutmaya çalışacağım. Eski kasımları bilirsiniz. Benim çocukluğum da, ısıtıcı olarak soba ile ısınırdık. O zamanlar Enes yoktu, bizim bir de o zamanlar ailecek işlettiğimiz benzinliğimiz vardı. O yüzden babam akşamları genelde orada olurdu. Biz evde üç kişi olurduk. Annem, Talha ve ben.. Neyse, akşam yemeklerinde zaten genellikle babaannemlerde oluyorduk. O zamanlar saatler bir de bir saat geri alınırdı. Yani akşam ezanı saat 5 gibi okunurdu. Yemekte haliyle o civarlar da yenilirdi. Neyse yemekten sonra fazla geç olmadan, 7 gibi eve gelirdik. Hafızam kuvvetlidir, bizim mahalleye dönerken, bir de market vardı, ben hep oradan çayın yanında yiyebileceğim abur cuburlardan alırdım. Hepimiz kalın mont giyer, botlarımızı artık bu aylarda çoktan giymeye başlamıştık. Sonbahar yağmurları, yerine kış yağmurlarına bırakmıştı. Sobamızı yakar, televizyon izlerdik. Arada derste çalışırdım, hakkımı yemeyeyim şimdi.

Günümüze bakıyorum, evlere doğal gaz, kalorifer vb. gibi ısıtıcıların girdiğini, odalarımızın ayrılıp, muhabbetlerimizin bittiğini saymadan, doğanın bize sunduğunu değinmek istiyorum. Doğa artık bize, sonbahar ve ilkbahar yaşatmadan, kış ve yazı yaşatıyor. Hem artık dolu dolu yaşıyoruz. Bugün 10 Kasım ve hâla ben evimin penceresi açık, 4’üncü katta oturabiliyorum. Düşünün, eskiden Türkiye Cumhuriyeti’mizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümün de; ”Mevsimin suçu yok, yokluğun soğuk denilirdi.” Artık, bakıyoruz da, kasımlar sıcak, mayıslar soğuk geçmeye başladı. Doğa bizden, ilkbahar ve sonbahar mevsimlerini aldı. Mevsimler birbirine girdi.

Peki, doğa bunu bize neden yapmış olabilir? Biz doğanın dengesini bozduk sanırsam.

Biz doğaya neler yaptık?

Bakın bakalım neler yapmışız. Ağaçları sökmüş, binalar yapmışız. Eskiden yaz aylarında da bu kadar sıcak olmazmış çünkü, ağaçlar sıcağı içine alarak, bizi serinletirmiş. Meteoroloji 2 hafta önce kalkmış diyor ki; ”İstanbul’a ay sonu kar yağacak.” bu cümleye ben inanamadım açıkçası. Çünkü, İstanbul gündüzleri 24-25 derecelere kadar çıkıyor. Bir kere artık kar yağması bile neredeyse imkansıza doğru gidiyor. Nedenine gelince yine içler acısı. Artık binalar, bulutlara ulaşmış ve bulutların geçişini engelliyor.

Sahi, biz doğayı neden kendimizin sandık? Binalar diktik, yetmedi AVM’ler yaptık, yetiremedik ormanları yakarak, onların yerine siteler, küçük şehirler oluşturduk. Koskoca şehrin içine, ufak şehirler meydana getirdik. Bu sadece İstanbul’a mahsus bir olay değil, dünyaya mahsus bir olay. Bu dünyanın, sadece bizim olmadığını idrak edemedik. Ne diyor Peygamber Efendimiz; ”Kıyametin kopacağını bilseniz bile, elinizdeki fidanı dikin.” Gerisini varın siz düşünün. Doğayı istemediğini değil, istediğini verirsen, doğa sana bakar.

Doğanın sesine ”Geleceğe Nefes” kampanyası içinde kulak veren, Tarım ve Orman Bakanımız Sn. Bekir Pakdemirli’ye teşekkür eder, böylesine güzel bir kampanya yaptığı için, şükranlarımı sunarım.

M. Çağatay Kılınç

F: http://www.facebook.com/aydinliyazar
İ: http://www.instagram.com/aydinliyazar

Tarih:HayatTarım

Tek Yorum

  1. Sefa Sefa

    Yüreğine sağlık çok güzel zevkle okudum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir