Bedava mı Sandın!

Herkese günaydın. Yeni bir güne uyanmanın vermiş olduğu huzurla, sizlerin karşısına çıktım. İstanbul’da yine çok nemli bir hava bizleri karşılarken, bayrama yaklaşmanın sevincini de, elbette ki, içimizde yaşıyoruz. Sizleri bu şekilde ufak bir selamlayarak, konuma geçmek istiyorum. Hepinizle konumun bitiminde görüşmek üzere…

Bazı olaylar vardır, bedeli ağır olur. O bedeli ödemek sana düşer çünkü, sen lidersindir. Gerçek bir lider. Sizlere bundan bir kaç ay önce, kavak ağacı ile kabak ağacının hikayesini anlatmıştım. Aslında, bedel ödemekte o hikayeye benzer bir olay. Bir yarışa girmişsindir, yıllarca yarışta bedel ödeyerek hep 1’inci gelmişsindir. Sana bu yarışın bedelini, yıllarca ağır ödetmişlerdir.

Zaman akıp giderken bakıyorum da, ortada yarış kalmamış. Bir pist var ama, insanlar yok. Bir pist var ama, dürüstlük kalmamış. Bir pist var ama, din tüccarları o pisti ele geçirmiş. Dini kullanarak, o pistin etrafındakileri kandırmayı başarmışlar. (Ah İstanbul derim…) Ağır bedelleri hep sen ödedin yiğidim. Zor yolları, tabiri caizse rampalı yolları tırnaklarınla kazıya kazıya sen tırmandın. Ne oldu, bak yiğitlerin harman gezdiği ülkemizde, bir gecede toprağa düşen yiğitlerimiz gibi, 1 saatte seni de attılar yere. Seni de harcadılar, seni de kullanmış oldular. Bedeller mi, Allah rızası için helal et diyorum ama, ben etmezdim abicim… Bırak Allah’ından bulsunlar diyemezdim.

Sen rampalı yolları elinle, ayağınla, dişin ve tırnağınla kazıyarak tepeye oturdun ama, günümüzdeki baronlarımız, mercedesleriyle o rampayı korkarak çıktılar. Korktular çünkü, pist yabancı geldi, etrafındaki insanlar yabancı geldi. Korktular çünkü, bu şehir, bu ilçe onlara yabancı geldi. Fakirin elini öpmek, köylünün ayağına gitmek onlara zor geldi. Oysa, fakir diye bir kavram yoktu, bunu bilemediler. Para denilen illetin az kullanıldığı insanlar vardı. Zenginlerden, daha zengin o fakir diye küçümsedikleriniz. Köylünün ayağı emek kokuyordu, o kokuyu alamadınız. Ne büyük bir şeydi köylünün ayağına gitmek. Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki; ”Köylü milletin efendisidir.” bu sözü daha 100 yıl geçmeden, nasıl unuttunuz sevgili baronlarım? Yolda yüz ekşiterek baktığınız fakir ve köylülerin yüzüne, o piste çıktığınızda bakmaya utanmadınız mı? Bedava sandığınız o yerlere, bedel ödenerek çıkıldığını göremediniz mi? Oysa benim Ahmet dayımın o köydeki evi, ne güzeldir. O güzelliği veren ev değil, içindeki sıcak bir yemek ve hoşça geçirilen bir zaman… Zenginlik çok matah bir şey olsaydı, Peygamber Efendimiz dünya hayatını hasır üzerinde geçirmezdi. Saraylarda geçirirdi. Ne diyordu efendimiz; ”Bırak ya Ali, dünya onların, ahiret bizim.” demiyor muydu? Yarış pistinde zirveye ulaşırken, lastiğin çok patlayanlar, arkalarındaki o güç olmadığında, zirveye ulaşamazlar. Hoş benim gözümde yine bir zirveye ulaştıklarını söyleyemem ama, onlar kendilerini zirvede görüyorlar madem, varsın zirvede olduklarını sansın…

Bir yazımın daha sonuna geldim. Okuyan dostlarım lütfen yazım da art niyet aramasın. Hiçbir yeri bedava sanmayın, bedelini ödemeden, bir dağı tırmanamazsınız… Sevgi ve saygılarımla sizleri selamlıyorum…

M. Çağatay Kılınç

F: http://www.facebook.com/aydinliyazar
T: http://www.twitter.com/aydinliyazar
İ: http://www.instagram.com/aydinliyazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir